|
|
| |
|
Sevgili Arkadaşım Vildan
Gülru Yıldız, İnşaat Mühendisi
gulru62@yahoo.com.tr
4.7.2008
|
Sevgili arkadaşım Vildan ile yemeğe çıkmışız. O "İş yerinden izin alsam mıydı almasam mıydı" arasında bir tereddütte. Ben "Aman ben bu gün geç gideceğim." diyorum ama bir yandan da "Çok mu geç kalırım?" sıkıntısını içimde taşıyorum. Kısacık vaktimizde zamanı sömürürcesine hızla konuşmaya başlıyoruz. Laf bir onda bir bende. "Dinlemeliyim." telkinini yapıyorum kendime. Çok güzel sohbet ediyoruz. Hızla, neşeyle. Her zamanki gibi kendimi iyi hissetmemi sağlıyor. Arkadaşlık bu işte diyorum. Bana "iyi" olduğumu hissettiriyor. Zaten "kötü" olduğum sıkça hatırlatılıyor.
Konuşma koyulaştı. Kentin en eski lokantasında "Aşkımı inkâr edersen Allahtan bulasın..." eşliğinde yediğimiz nefis yemeğimizde bitti ve çay faslındayız. Arada saatlere bakılıyor. "Zaman ne kadar da çabuk geçmiş..." Vildan karar veriyor ve mesai arkadaşlarından birini arayarak geciktiğini haber veriyor." Eh! Haber verdiğine göre iki çift laf daha sıkıştırırız.
Arka masada zayıf siyahlar içinde bir kadın oturuyor. Aslında geldiğinde dikkatimi çekmişti ama Vildan'a söylemek isteğim şey o kadar çok ki, kadına olan ilgim anlık düzeyde kalmış. Kadın bize lâf atıyor. Sigara soruyor. Ben atlıyorum lâfının üzerine; kadına doğru dönerek tam arkamda. "Arkadaşım yeni bıraktı, çok içiyordu, maalesef yok!". Üçümüzün gözleri birleşiyor ve devam ediyoruz. "Aaa ne güzel! Ben de bırakabilsem keşke. Nasıl bıraktın?" Şaşkınlık. İkinci tekil şahısta konuştu. "Sen" dedi. Hiç tanımadığım bir kadın. Neden olmasın ama şaşırtıyor işte beni. Vildan kaptı lafı. "Ama yirmi kilo bıraktı bende." "Verirsin, ne olacak." Tekrar gülüşerek sigaramız olmadığı konusuna geri dönüyoruz ve kadına arkamı dönüyorum tekrar. Vildan'a söyleyeceklerim var onun da bana. Konuşmaya başladık yine; yemeğimizi yediğimiz iştahla. Söz bir onda bir bende. Tekrar söze karıştı arka masadan. "Annem hasta biliyor musun? Hastaneye getirdim de, yoruldum. Her ay, her ay zor oluyor biliyor musun? Allahtan hayırlısı..." Vildan sordu. "Böbrek hastası mı?" "Evet!" "Anlatışından tahmin ettim, sürekli deyince..." Kadın soruyor. "Siz emekli misiniz?" Soru ikimize yönelik olduğundan ikinci çoğul şahıs. Vildan. "Hayır.". Ben "Evet.". Vildan "Arkadaşım emekli ama özel sektörde çalışıyor." Vildan suçluluk duygusu ile "İzin almıştık da..." Siz sen arası bir soruyla. "Siz..."
"Vergi dairesinde çalışıyorum. Bacım. Bıktım da iyice, biliyor musun? Her gün gelen giden, şikâyet, masayı yumruklayanlar. Sabah kalkıyorum. İşe gitmek istemiyorum, inan!" Bacım. Bu söz de şaşırtıyor. İyi giyimli, lokantada tek başına yemek yiyen, orta yaşlı, kentli kadın klişesine hiç uymadı. Ne kadar çok kalıp, kod var kafamda. Uymadı. İrkiliyorum. Bizim çalıştığımız yerler konuşuluyor. Bak bu alışıldık bir durum; şaşırtmıyor beni. Vildan "Yani itiraf edeyim ben de üzmüştüm sizi bir zaman. Babamın veraset işi için; olay çıkartmıştım vergi dairesinde." diyor, gülüyoruz hep beraber. "Oldu şimdi. İtiraf ibadetin yarısıymış; bir tek Allah bileceğine kul da biliyor artık." yorumunu yapınca gülüşüyoruz yine. Ne anlamlı bir söyleyiş biçimi. "Hiç bilmiyordum, bu deyişi de." diyorum. O kadar kendine has bir nazikliği var ki... "Özür dilerim. Biz de sizi üzmüşüz." diyerek kurum adına özür diliyor. Bir sıcaklık yayılıyor ortama. Ayrılmak istemiyorum oradan akşama kadar oturabilirim.
"Bir eve girdim. Kooparatif... Peşinatını nasıl ödeyeceğim. Bilmiyorum. Kira da var. Her ay annemin gelmesi. Annemle babama gelin birlikte oturalım dedim. Sizin orada bildiğiniz bir iş var mı, Cumartesi, Pazar yapabileceğim. Temizlik şu bu, hepsi olur." Vildan diyor ki "Ne hallere düştük, şu halimize bak!" "İşte şimdi gerçeği söyledin" diyor. "Halimiz bu işte!" "Zor olmayacak mı? " diyorum. "Anne, baba, üç kişi, üç masraf, karışırlar da..." "Ne yapacaksın ki bacım. Hayat bu geri vitese de takılmıyor ki..."
Vildan üzülüyor. "Ver bir telefon. Bir bakalım. Ne yapabiliriz." Duruyor. "Boş ver! Bacım. Seni de üzdüm. Sen duygusal birisin. Ben seni bilirim. Şimdi sen beni kafana takarsın. Uğraşırsın. Unut gitsin. Üzdüm seni de. Sohbetinizi de böldüm." Sigaralar peş peşe yanıyor. Hesabı istiyor. "Bir sütlaç." "5 lira." Kalkıyoruz hep beraber. Vedalaşıyoruz. Şaşırıyorum. Nasıl tanıdı Vildan'ı bu kadar kısa sürede, yan masadan gözleriyle diye. Bu nasıl bir yetenek, nasıl bir içtenlik!
İşe dönüyorum. Konuşulmamışlıklar bir yana. Bu gözlüklü, siyah saçlı, ince, narin kadın nasıl da alt üst etti iç dünyamı. Düşüncelerimi toplayamıyorum. Savruluyoruz bir yana hepimiz. Otobüs, in/bin, yetiş, yaz/çiz/yetiştir, ye/yat/geçin düzeninde ne kadar çok birlikteliğe ihtiyacımız var. Birliktelikler düzene zarar vereceğinden düzen kaldırıyor bu olanaklarını ortadan ama işte bazen böyle "zararsız" kaçamaklar da oluyor. Merak edecek bir şey yok. Her şey yolunda. Hiç birimizin hayatının gidişatında bir değişiklik olmadı. Berdevam düzene...
Bültendeki diğer yazılar
Kadınların Gündemi (Ekim 2008)
24 Ekim 1975: İzlandalı Kadınlar Bir Günlük Eylemde,
Suzan Bayhan
Yoksulluk, İnsan Onuru ve İnsan Hakları,
Ayşen Hadimioğlu
Bedeninizi Sevin! Günü,
Özdeş Bodur
Sevgili Arkadaşım Vildan, Gülru Yıldız
|
|
|
|